Maksimum sessizliği sağlamaya çalışıyorum. Sanki odada çıkaracağım tek bir “çıt” sesi bile tüm ölüleri kaldıracak. İsrafilin yükü var omuzlarımda. Hayatımın muhasebesini yaptığım gecelerden biri, bu kadar çok eksilen ne var ki ruhumda? Besbelli çelimsizim, gözyaşlarımın akmasından yorgunum. Her zaman bu kadar hassas mıydım, farkındalıklarımla mı artmaya başladı hassasiyetim, gün geçtikçe neden daha çok kırılıyorum? İlginin müptelası mıyım yoksa beklediğim sadece standart şeyler mi? İnsanlar mı değişiyor, ben miyim bambaşka birine dönüşen yoksa hepsi birden mi? Aklımda yüzlerce soru var, sorulara yüzlerce cevap, cevaplardan doğan binlerce seçenek. Hepsini tek tek düşünecek kadar ömrüm bile yok belki. Neden bu kadar acı çekiyorum? Histerik bir tip gibi görünüyorum, üzücü bir durum. Kendimi yazarak ifade etmeyi bile unutmuşum. Ne acı bir şey Yarabbim. İnsanın kendini hiçbir şekilde ifade edememesi ne acı, ne çaresizce. Anlaşılmak için zihnine sokmak istiyorsun karşındakini, kalbine soktuğunda seni anlamıyor sanki, eksik bir şeyler kalıyor. Yalnızlığı sevip de yalnız kalmaya bu kadar çabalayan ben, şimdi acı bir yalnızlığın içindeyim. İçinden çıkamadığım kurgular var içimde, aklımın her köşesinde ayrı bir konu tartışılıyor. Kendimin kendine eziyet ettiğini düşünmeye çalışıyorum, bu yüzden kurgu bunlar diyorum. Fakat ben kendime telkinde bulunsam da tutmayan bir dikiş var. Önemsizleşiyorum, bayağılaşıyorum, gözden de gönülden de uzaklaşıyorum. Bilhassa gözden giderek uzaklaşmak istiyorum. İçimdeki hicreti durduramıyorum, kalbimin tam ortasında çok sevdiği yeri bırakıp gitmek zorunda kalan peygamberin çektiği hasret var. Ben ne bir melek ne de bir peygamberim. Birinden üstün olmam, diğerinin de izinde olmam gerek. Ters yönde aşağı doğru koşuyorum, ne bu koşudan hayır gelecek, ne de bu yazıdan, biliyor fakat yapıyorum.