31 Ekim 2020 Cumartesi

Geçenlerde arkadaşım “Neden bloguna yazmıyorsun artık?” diye sordu. Bu sorunun üzerinden belki bir ay geçmiştir, hala bir yanıtı yok bende. Buraya canım en çok acıdığı zamanlarda, düşünmekten bunaldığımda, kaybedecek bir şeyim kalmadığını hissettiğimde, hayatımı sorguladığımda ve hayatımın dönüm noktalarında yazıyorum. Kendimle baş başa kalabildiğim bir zaman yok sanki, bunu evlendiğim için söylemiyorum benimki bir Oğuz Atay isteği değil, kendimle baş başa kaldığımda düşünmemek için çabalıyorum ben. Düşünmemek için sosyal medyaya bakıyorum, kitap bile okuyamıyorum.  Yoruldum sanırım, bir noktada insan hayatın gerçekliğini tüm damarlarında hissediyormuş, daha fazla çabalamak, düşünmek veya eyleme geçmek imkansız hale geliyormuş. Yaşanmış onlarca yılın yorgunluğu var üzerimde. Kime yardım edebildim, kime yetebildim, hiç bilmiyorum. Yaptıklarım yıktıklarımı geçer mi? Bilmiyorum. Gerçekten beni seven kaç kişi var, gerçekten sevdiklerim kimler?Üniversite zamanında hayat koşullarımın daha zor olduğuna eminim, fakat geleceğe bakışım daha ümit doluydu. Şimdi, çaresizliğin elinde çırpınıp duruyorum. Hayatımdan biri eksilirse ne yaparım paniği içerisindeyim, hayatımdaki insanların en ufak mutsuzluğu beni uykusuz bırakabiliyor, kabuslara sebep olabiliyor. Hayata hükmetmeye çalışıyorum farkında olmadan, buranın dünya olduğunu unutarak, anlık mutsuzlukları bile silmek istiyorum. Yoruldum çünkü hayata yönetmenlik yapamam. 

Sadece bitsin istiyorum, ama sonsuz güzel bir hayata sahip olmak hakkım mı benim?