30 Ocak 2017 Pazartesi

Dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor. böyle durumlarda cama yapışıp, uzun uzun düşünürüm. Yağmur dinse de camda bıraktığı damlaları izlemeye devam eder, düşüncelerimi savuşturmamak için elimden geleni her şeyi yaparım. Elimden gelen her şey :) Dünyanın en komik cümlesi olmaya aday değil mi ya? Yalan ha! Elimden gelen bir şey yok, elimden gelen hiçbir şey için de çabalamayacağım şu saatten sonra. Yazın kardeşim, kimseye borcum yok, 27 Kasım itibariyle bu kızın elinden zerre miktarda bir şey gelmeyecektir. Nedir yahu bu? Herkesi memnun edebilmek adına hayatını yaşayamamak -ki buna rağmen tek bir memnuniyet ifadesi göremedik. Benim önümde canım ciğerim güzel bir örnek var. Teyzem, 76 yaşında sanırım, ömrünü insanlara vermiş.76 yaşında her gün ağlayıp, her gün beni bekleyip ,her gün ölmeyi istiyor. 22 yaşında her gün ağlayıp, her gün bekleyip, her gün ölmeyi istiyorum. Ben daha şu yaşımda 76 ya merdiven mi dayadım? Yalan değil, ölümden korkuyorum ve korktuğum şeyi istiyorum. İntihar mektubu gibi mi oldu? Yok yahu bilen bilir, söylenip susarım ben.

Kendimle biraz baş başa kalabilsem - Allah beni kendimle yalnız bırakmasın- yakarım bu gezegeni(bknz:GORA). Arkadaş öyle aklınıza hayalinize gelmeyecek bir nefret var içimde. Açıkcası hiç de iyi bir insan değilim, olmak da istemiyorum, olamıyorum da zaten.

15 Ocak 2017 Pazar

Hayatımın bir fon müziği olsun. İstiyorum ki ben yazmadan kelimeler kağıda dökülsün, tek bir cümle dahi kurmadan insanlar beni anlasın. Bunun üzerine bir müddet daha düşünüyorum. Beni anladıklarında ne değişir ya da beni anlamalarına lüzum mu var? Tüm bunların üzerinden bir müddet daha geçiyor. Ben kendimi anlıyor muyum? Tüm soru işaretlerini bir çuvala doldurup denize dökmek istiyorum. Her gün milyonlarca insanın yaptığı gibi belki yalnızca bir bakışla denize fırlatılan dertleri, bu kez ben vazifemi üstlenircesine çuvallar ile denize boşaltmak istiyorum. Dalgalar bu kederi sürükleyerek neşenin bol olduğu sahillere bıraksın. Belki bir kez olsun, başkasının derdiyle dertlenir, hemhal olurlar, neşesiyle zehirlenenler.

Niçin kan kustuğumu bilmiyorum. Artık kusacak hiçbir şeyim kalmadı galiba. İçimdeki melankoli her geçen gün kökünü sağlamlaştırıyor. Güzel insanlar var, biliyorum, duyuyorum fakat dokunamıyorum. Soyutluğun sonsuzluğa yaklaştığı bir dönemde parmak uçlarım hissizleşmeden dokunmak istiyorum. His kaybım kalbimden başlayarak parmaklarıma ulaşmış olabilir mi?

Hayatımın bir fon müziği olsun istiyorum. Tam olarak nasıl bir şey olması gerektiğine karar veremedim. Sadece duyma hissimi diri tutmak istiyorum, hepsi bu.

12 Ocak 2017 Perşembe

Sanırım yarını göreceğimizin kesin olmadığı dünyayı fazla ciddiye alıyoruz. Bu sebeple her şey üst üste dert olmaya başlıyor, dertler yığını arasında çaresiz hissetmeye başlıyoruz. Belki de size sataşıyor olmam da boşuna. Sorun tamamı ile benim.


Sanırım yarını göreceğimin kesin olmadığı dünyayı fazla ciddiye alıyorum. Bu sebeple her şey üst üste dert olmaya başlıyor. Sanırım benim imanım para olmaya başladı. Önüme 100.000 atsalar çözemeyeceğim mesele kalmaz gibi geliyor. Belki sayıyı küçülttüm, fakat hala kalbimin küçücük bir kısmının kararmadığına şahit olmak istiyorum. Tipik bir mezun - pardon mezun demişim - sendromu mu geçiriyorum acaba? Tuhaf bir rüya ile uyandım az önce, tekrar uyumayı beceremedim, aslına bakarsanız denemedim bile. Rüya görmek de bir imtihan mı acaba? Kötüsünden uyanmak ne kadar zorsa, iyisinden uyanmak da bir o kadar zor. Her iki durumda da arayış içerisinde oluyor insan, gerçekliği ya da düşü. Ne fark eder ki ? Aradığını bulamayacağına emin olduktan sonra arayış sadece bir oyalanmadan ibarettir. Tıpkı dünya gibi. Geldik, oyalanıyoruz, gideceğiz.


Kendimi tanıyamıyorum. Ben aslında kimim bilmiyorum. 1 yıl önce asla dediğim her şeyin içerisindeyim, hatta tam ortasındayım. İstediklerim bir köşede, yaptıklarım bir köşede, bense kayboldum. Hiçliğin ortasından yazıyorum, herkesin suratıma baktığında hissettiği boşluğun sebebidir bu.

11 Ocak 2017 Çarşamba

İsmimi değiştirip yaşamak istemişliğim çoktur. Bilmiyorum, insan bu fikre kaç kez kapılır hayatta? En sevdiğim romanlardan biridir, Çalıkuşu. Bu tür düşünceler aklıma üşüştüğünde, herhalde diyorum, bu romandan çok etkilendim ben. Bir köye yerleşip hiç kimseymiş gibi hayat mücadelesi vermeye can atmak, standartların dışında.  Neticede insan yalnızlığı ne kadar çok istese de tanıdık birkaç yüz görmek, bilindik bir yerlerde olmak insanı teskin ediyor. Boşluğa düşmesine engel oluyor, bir anda uçurumdan yuvarlanmıyorsun, daha yavaş daha naif. Daha doğru ifade etmek gerekirse, uçurumdan düşerken dallara takılmaya benzer bir durum. Sevdiklerimiz, biz düşerken iki türlü davranabilirler, bize yardım edeceklerini sandığımızda, uçurumdan düşerken yüzümüzü gözümü çizip, acımızı arttırıp, dahası ümit verip ölüme terk edebilirler. Her tuttuğumuz dal elimizde kalırken, bir diğerine umutla sarılırız fakat sonuç aynıdır, kanayan yaralarımızdan ziyade yüreğimizin sızısıyla ölüveririz. İkinci seçenek daha masum, tutunacak dallar hiçbir yerimizi çizmez, belki bir müddet ölümü geciktirir, çok şanslıysak ölümden kurtarır.  

Buraya tek bir cümle yazıp, çekip gitmek istiyorum. Mümkün mü, münasip mi? Bazen insan ne diyeceğini bilemez, tek bir cümleye, tek bir kitaba ve nihayetinde tek bir insana kapılır. Nihai durum güzel sanılsa da zordur, lakin bunu anlamak için epey bir yol kat etmek gerekir. Yol yatay ise ne mutlu, fakat dikey bir şekilde uçurumdan aşağı gidiyorsak... Belki keyfini çıkarmalı, rüzgarı hissetmeli, konuyu dallandırıp budaklandırmamalıyız. Ölümüze kimseyi karıştırmamalıyız. Bir kez olsun sessiz ölmeli, yeniden dirilmemeliyiz.