Evet herkes hazırsa ben başlıyorum. Dedikodunun sözlük anlamı epey yetersiz olduğu için ben doğasından bahsetmek istiyorum. Ben dedikoducuları 3 kategoriye ayırdım, en kötüsünü en sona saklayacağım :)
1- Sevdiği insanlar hakkında konuşanlar
Birinci kategoride bence birçoğumuz varız. Kendimden örnekleyecek olursam - tabi ki ben asla dedikodu yapmam deyip herkesi gömenlerden değilim- mesela ben sevdiğim biri bana, beni kızdıracak, üzecek bir şey yaptığında fevri bir hareketle diğer sevdiklerimle bu durumu paylaşırım. Fakat, burada ince bir çizgi var ki, sevdiğiniz birine öfkeniz geçtiğinde ya da aranızı düzeltirken bütün bu olanlardan ona bahseder ve onunla güler geçersiniz. Şimdi kimse vicdanını aklamasın, “ya ben de sana kızgındım” deyip iki üç şey anlatmaktan bahsetmiyorum. Dürüst bir şekilde her şeyi anlatmaktan bahsediyorum. Bu şekilde davranmak doğru mu? Hayır, fakat en azından insanın yaptığını üstlenmesi güzel bir şey. Ayrıca genelde bu sınıftaki insanlar her ne kadar sevdiklerine kızgın hatta sevdikleriyle konuşmuyor olsalar bile, başka birinin herhangi kötü bir şey söylemesini şiddetle karşı çıkar. Yani demem o ki A kişisine kızıp B kişisine anlatırken, tabii ki B kişi de A kişisi hakkında kötü şeyler söyleyecektir sizi desteklemek için, fakat haddi olmayarak bunu C kişisine anlatır ve siz duyarsanız, işte buna şiddetle karşı çıkar ve bir daha B’ye bir şey anlatmazsınız.
Bu B şahsı 3. kategoridekilere göz kırpıyor şu anda:)
2- Sevmediği insanlar hakkında konuşanlar
Ahhh bu kategoride de varım. Sevmediklerim zaten beni de sevmiyor oluyorlar. Sinirle, nefretle ve haketmediğini düşündüğün binbir davranışın getirdiği öfkeyle dertleşerek başladığın konuşmada artık kişiler hakkında fikir de beyan etmeye başlıyorsun. Burada ince bir çizgi var ki o da “Ben bu sözleri bu kişiye söylerim fakat ne anlar?” evresi. Tam bu noktaya geldiğinizde insanlarla iletişiminizi koparıyorsanız, zaten artık onlar hakkında konuşacak bir şeyiniz de kalmıyor. Ahh ne güzel bir evredir bu. Bütün toksik ilişkilerden kurtulduğunuz an. Duvara anlatsam beni daha iyi anlar zaten dediğinizde hafiflediğiniz o ilk an. Şahsen bu evreye geldiğim insan sayısı az, aslında çok güzel bir durum fakat yine de sıfır olmasını dilerdim. Ne yazık ki kötü insanlar vardır, bunu değiştiremezsiniz. En hafif şeklini de görüşmek zorunda kaldığım insanlarda yaşıyorum, asla kişisel bir şey paylaşmayıp sene de 2-3 kez görerek atlatıyorum bu skandal zamanları. Toksikler sınıfının en başında gelenler de zaten akrabalar ya da eş durumundan, iş durumundan bir şekilde konuşmanı sürdürmek zorunda kaldığın insanlar. Bu konuda da mükemmel şanslıyım ki Türkiye’de yaşamayarak bu zırvalıktan da büyük derecede yırttım. Toksiklerin canı cehenneme deyip hızlıca nefret ettiğim gruba zıplıyorum.
3- Sevmediği insanlar hakkında konuşup
onları seviyor gibi yapanlar
Gelelim omurgasızlar sınıfına:) Bunlardan bolca var arkadaşlar sağınıza, soğunuza hatta bazılarınız aynaya bakarak bu sınıfı kolaylıkla teşhis edebilir. İlk önce bu sınıfa girmeden; sinirlense, kırılsa dahi yine de bir, iki, üç şans verip insanları sevmeye çalışanları kapı dışarı alalım. Yine de size tavsiyem dedikodusunu yapıyorsanız ve şanslarını kaybettilerse siz omurgasızlaşmadan bu insanlara yol verin.
Bu haysiyet yoksunları -çirkinleşeceğim yüksek müsadenizle- insanlara sayar, söver demediklerini bırakmaz, aslında hiçbir zaman da bu insanları affetmezler fakat yüzlerine gülerler. Bayılıyorum bu sahteliklere. Hatta bu sınıfın en başında bayrak tutucular var. Bu bayrağı taşıyan ama karakter adına hiçbir şey taşıyamayanlar, sevmedikleri insanlara arada günah çıkartırlar. Nasıl mı? Mesela bir arkadaşları var sevmiyorlar ama yüzlerine gülüyorlar. Fakat bu manyak grup bazen öfke nöbetlerine o kadar çok kapılıyor ki, bir şekilde bunu karşı taraf anlıyor ya da arkasından konuşulanı duyuyor ya da karşı tarafa öfke kusan konuşmalar yapılıyor. Gelelim günah çıkarma merasimine. Bu öfkenin karşı tarafa yansımasından bir hayli rahatsız olan omurgasız birey, konuyu öyle bir hale getiriyor ki, sanki aslında kırgınlıklarını ifade ediyormuş da bunu karşı tarafı çok sevdiği için yapıyormuş ya da onun iyiliği için yapıyormuş gibi. Peki sonrası? Hayatları boyunca hiç sevmedikleri, hiçbir zaman da sevmeyecekleri insanların yüzüne gülüp arkasından sövmeye devam ediyorlar. İşin gülünç yanı şurada başlıyor, karşı taraf da aslında bu omurgasız sınıfından. Olay birbirlerinin arkasından söven, sevgiye dair hiçbir ümidi kalmamış insanların birbirlerini seviyor rolü yapmalarından ibaret hale geliyor. Yeniden kendi adıma örnekleyecek olursam - aslında yıllardır bu toksik ortamlardan uzak kaldım - zorunlu aile görüşmelerinde bunları gözlemleyebiliyorum. Her iki tarafın da cayır cayır gıybet yaptığını bildiğim insanların, birbirlerini tapıyorcasına sevişini izlemek.
Özetleyecek olursam, ne mutlu bana ki, 28 yaşında geç kalmış da olsam, bir şekilde toksik ilişkilerden uzak kalmayı öğrenmişim. Zorunlu aile görüşmelerinde dahi fazla konuşmayarak, kişisel verilerimi paylaşmayarak, en önemlisi o alandan, odadan uzaklaştıktan sonra telefon, whatsapp ya da herhangi bir şekilde iletişim kurmayarak sıyrılmışım bu cehennemden. Böylece insanlar hakkında öfkelenecek zaman yaratmayıp, diğer sevdiklerime de bunları anlatmak zorunda kalmıyorum. Canım sevdiklerimle gerçek dertlerimi paylaşıp, mutluluklarımı yaşıyorum.
Sevdiklerim, iyi ki varsınız. Toksiklerim, cehennemi uzakta aramayın, tam kalbinizin ortasında yanıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder