İsmimi değiştirip yaşamak istemişliğim çoktur. Bilmiyorum, insan bu fikre kaç kez kapılır hayatta? En sevdiğim romanlardan biridir, Çalıkuşu. Bu tür düşünceler aklıma üşüştüğünde, herhalde diyorum, bu romandan çok etkilendim ben. Bir köye yerleşip hiç kimseymiş gibi hayat mücadelesi vermeye can atmak, standartların dışında. Neticede insan yalnızlığı ne kadar çok istese de tanıdık birkaç yüz görmek, bilindik bir yerlerde olmak insanı teskin ediyor. Boşluğa düşmesine engel oluyor, bir anda uçurumdan yuvarlanmıyorsun, daha yavaş daha naif. Daha doğru ifade etmek gerekirse, uçurumdan düşerken dallara takılmaya benzer bir durum. Sevdiklerimiz, biz düşerken iki türlü davranabilirler, bize yardım edeceklerini sandığımızda, uçurumdan düşerken yüzümüzü gözümü çizip, acımızı arttırıp, dahası ümit verip ölüme terk edebilirler. Her tuttuğumuz dal elimizde kalırken, bir diğerine umutla sarılırız fakat sonuç aynıdır, kanayan yaralarımızdan ziyade yüreğimizin sızısıyla ölüveririz. İkinci seçenek daha masum, tutunacak dallar hiçbir yerimizi çizmez, belki bir müddet ölümü geciktirir, çok şanslıysak ölümden kurtarır.
Buraya tek bir cümle yazıp, çekip gitmek istiyorum. Mümkün mü, münasip mi? Bazen insan ne diyeceğini bilemez, tek bir cümleye, tek bir kitaba ve nihayetinde tek bir insana kapılır. Nihai durum güzel sanılsa da zordur, lakin bunu anlamak için epey bir yol kat etmek gerekir. Yol yatay ise ne mutlu, fakat dikey bir şekilde uçurumdan aşağı gidiyorsak... Belki keyfini çıkarmalı, rüzgarı hissetmeli, konuyu dallandırıp budaklandırmamalıyız. Ölümüze kimseyi karıştırmamalıyız. Bir kez olsun sessiz ölmeli, yeniden dirilmemeliyiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder