4 Aralık 2016 Pazar

00.20 Kahvesi

Ben yine kahvemi koydum. Son günlerde yaptığım en rahatlatıcı hareket bu, sahi neden yazmıyordum ki? Aslında pek çok sebebi vardı, tıpkı tekrar başlamam gibi. Kahvem bitene kadar yazmış oluyorum. Üzerinde pek düşünmeden, üzerinde hiç düşünmeden, içimden gelip geçen ne varsa. Önceden böyle değildi, yazdığımda duygu arardım. Bilirdim, benim yazdığım her cümlede duygu vardı, sözlerimin hepsi gerçekti, fakat bazen inandırmak gerekiyor. Artık buna ihtiyaç duymuyorum ya da gerek duymuyorum. Hangisini tercih etmek isterseniz. O yüzden edebi cümleleri bıraktım. "Ya , he, olum, tabiiii" diyorum mesela. Diyeceğim, "he" benim ayrılmaz bir parçam. "Efendim" demeyi öğretenlere inat, kibarlık safsatasını da bir köşeye kaldırırsak, "he" diyeceğim ben. Tüm bunlarla birlikte ne de çok ben dediğimi fark ettim. Aralıksız bir aydır yazdığım her şeyde ben varım. Ben ben ben ben... Kendimi anlatma derdi nereden hasıl oldu bana? Hayatımı bilmek zorundaymışsınız gibi. - Bakın ilk yudumumu aldım kahveden, dudaklarımı yakmamayı becerdim bu kez.- İşte bunu yapıyorum. Benimle birlikte birileri daha yaşadığımı hissetsin istiyorum, sanırım. Bazen uzay istasyonunda dünya ile bağlantısı kopan bir astronot gibi hissediyorum, "Sesimi duyan var mı?" diye anons geçesim geliyor. Muhtemelen o yapılan olayın adı anons geçmek değil ya, neyse, kara cahilliğimi suratıma vurmayın, ben yeterince farkındayım.

Popüleritemi özledim galiba, şımarıklığım bu yüzden. Okuyucu kitlem kaybolmuş. Eskiden eleştiri,övgü karışımı geri dönüşler olurdu bana. Farkında olmasam da o bir heves hatta bir sorumluluk dahi katıyormuş bana. "Tülay geri döğğn." diye bağırasım geldi. 


Geri dönün olum, saygı sorumluluk kalmadı bende. İyice kıraathaneye dönüştüreceğim burayı, benden söylemesi. Yemin ediyorum kulağıma okey sesleri geldi. Ahmet abi çayla bizi beee!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder