Ben yine kahvemi koydum. Son günlerde yaptığım en
rahatlatıcı hareket bu, sahi neden yazmıyordum ki? Aslında pek çok sebebi
vardı, tıpkı tekrar başlamam gibi. Kahvem bitene kadar yazmış oluyorum.
Üzerinde pek düşünmeden, üzerinde hiç düşünmeden, içimden gelip geçen ne varsa.
Önceden böyle değildi, yazdığımda duygu arardım. Bilirdim, benim yazdığım her
cümlede duygu vardı, sözlerimin hepsi gerçekti, fakat bazen inandırmak
gerekiyor. Artık buna ihtiyaç duymuyorum ya da gerek duymuyorum. Hangisini
tercih etmek isterseniz. O yüzden edebi cümleleri bıraktım. "Ya , he,
olum, tabiiii" diyorum mesela. Diyeceğim, "he" benim ayrılmaz
bir parçam. "Efendim" demeyi öğretenlere inat, kibarlık safsatasını
da bir köşeye kaldırırsak, "he" diyeceğim ben. Tüm bunlarla birlikte
ne de çok ben dediğimi fark ettim. Aralıksız bir aydır yazdığım her şeyde ben
varım. Ben ben ben ben... Kendimi anlatma derdi nereden hasıl oldu bana?
Hayatımı bilmek zorundaymışsınız gibi. - Bakın ilk yudumumu aldım kahveden,
dudaklarımı yakmamayı becerdim bu kez.- İşte bunu yapıyorum. Benimle birlikte
birileri daha yaşadığımı hissetsin istiyorum, sanırım. Bazen uzay istasyonunda
dünya ile bağlantısı kopan bir astronot gibi hissediyorum, "Sesimi duyan
var mı?" diye anons geçesim geliyor. Muhtemelen o yapılan olayın adı anons
geçmek değil ya, neyse, kara cahilliğimi suratıma vurmayın, ben yeterince
farkındayım.
Popüleritemi özledim galiba, şımarıklığım bu
yüzden. Okuyucu kitlem kaybolmuş. Eskiden eleştiri,övgü karışımı geri dönüşler
olurdu bana. Farkında olmasam da o bir heves hatta bir sorumluluk dahi
katıyormuş bana. "Tülay geri döğğn." diye bağırasım geldi.
Geri dönün olum, saygı
sorumluluk kalmadı bende. İyice kıraathaneye dönüştüreceğim burayı, benden
söylemesi. Yemin ediyorum kulağıma okey sesleri geldi. Ahmet abi çayla bizi
beee!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder