Kendi kendime mutluluğumu tarumar etme sürem 3 nanosaniyenin altına inmiştir sanırım. Aile ve arkadaşlarımın gözlemlerine göre ruhsal geçişlerim korkutucu. Bana göre gayet doğal. Yani süpersonik bir mutluluk yaşıyorken aynı dakikada sinir krizine girip, mutlu bir son oluşturabilirim. Bana kalırsa doğal bir yetenek bu. Yaşadığı olaylardan dolayı kahırdan kahıra koşan yahut mutluluktan mutluluğa zıplayan insanlardan daha keyifli bir hayatım var. Mesela burada halimden memnunken 2 satır sonra dünyanın adaletine sövebilirim ve bu kimseyi ilgilendirmez. Hatta giyinip süslenip gezmek için dışarı çıktığımda bağcıklarım çözülmeden eve geri dönmüşlüğüm bile vardır. Bilen bilir benim bağcıklarım maksimum 10 dakika bağlı kalır. İnsanın hayatının 10 dakikada bir ayakkabı bağlayarak geçmesi kadar enteresan bir durum da yoktur herhalde, üstelik babası ayakkabıcı iken. Final haftası sendromlarımdan birine daha şahit oluyorsunuz. Her gün sistemle iç içe olmaktan korkmakla birlikte sisteme yaklaştığımı hissediyorum. Bilgisayarımı açıp güzel yazılar yazdığım günleri özledim. Şimdilerde buraya yazıp saçmalıyorum. Hiçbir şey için ciddi düşünmüyor, her şeyi öteliyorum. Benim için hayati olan konular bana yaklaşmaya başladıkça daha ciddiyetsiz, daha laubali oluyorum. Kritik anlarda gereksiz gülen insanım ben, ta kendisi. Kurduğum cümlelere yabancıyım. En kötüsü de bu.
Kendinizi 1 yıl sonra nerede görüyorsunuz? sorusuna verilecek bir cevabım yok. Plansızlığı bile planlı olan insanlardan olmak istemiyorum ve dönüşüyorum. Saçma sapan bir okul, saçma sapan bir iş kaygısı, saçma sapan "insanların benim 'bir şey' olmamı istemesi"nin baskısı var üzerimde.
Kendimi 1 yıl sonra tam olarak şu an bulunduğum yerde görüyorum yer ve mekan dahil, kötümserlikten değil, küçük bir his bulutu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder