Ayakkabılarını çıkardı. Sokağın ortasında
bunu yapması epey tuhaftı aslında. Normal bir saatte insanların hayretler
içerisinde ona bakması gerekirdi, neyse ki kendisi de saat de normal değildi.
Gecenin bir yarısı yağmurun ortasında ayakkabılarından kurtulmanın rahatlığını
yaşıyordu. Göğe bakıp içini çekti. Güzel bir yağmurdu, başladığında etrafa
yayınlanan toprak kokusu yürüme isteğini arttırıyordu. Çok severdi, ayaklarının
çıplak olmasını. Evde yaz kış çıplak ayakla gezer, birçoğunda annesinden azar
işitirdi. Misafir geldiğinde ev ayakkabısı giymeye zorlardı annesi, kışın
çorabıdır, patiğidir, pandufudur... Ne sıkıcı şey. Şimdi parmaklarının
arasından akan çamurlu su tüm kirine rağmen huzur veriyordu. Sahilde yürümeyi
tercih ederdi tabii ki, fakat zaman ve mekan buna müsaade etmiyordu, hem
denizden buharlaşan su değil miydi akıp giden de? 3 yaşındaki bir çocuğun
yapacağı klasik bir hareketle suyu sıçratarak ilerliyordu. Bir ayeti anımsadı,
ne güzel şey ya hu! Çamurlu suda ayaklarını şapırdatırken tefekkür etmek.
"Ayakkabılarını çıkar.*" Hz. Musa'ya gelen emir. Ayeti tefsir ederken
"Ayakkabı ön yargıdır. Allah, Hz. Musa'dan ayakkabılarını çıkarmasını
istediğinde onu geldiği yer ile buluşturmuştur. Topraktan gelenin toprak ile
ilişkisini koparan bu engeli köşeye kaldırmıştır. Ayakkabı ön yargıdır, insana
set koyar. Setlerinizi kaldırın." demişti hocası.
Setleri fiilen kaldırması
gerekiyor muydu gerçekten, bilinmez. Fakat yağmurlu bir gecede yapılacak en
güzel şeyi yaptığına emindi.
*Ta-Ha - 12
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder