Hayat,
amaç, hedef, gelebildiğim yer, varamadığım yerler, ulaşamadığım insanlar,
yanında bittiğim canlar...
Şahıslar
değişse de gidişatınıza dur denilecek bir an olur, her zaman olur. O anlardan
birinde miyim bilmiyorum, bilebilsem yazar mıydım? Küçücük bir sohbetin
ardından, "Bu gidiş nereye?*" dedim, ilahi bir soruyla irkilmek bu.
Bildiklerimi, bilmediklerimi, bileceklerimi, bilmem gerekenleri serdim önüme.
Teoride hayat çok kolay, pratikte boğuluyorum. Pasiflikten öleceğim. Hayır, her
zaman karşımıza bize kapı açan insanlar çıkmayacak, kapıları açmaya başlamamız
gerek. Aktivasyon enerjim Allah-u Ekber dağlarına çıkmış, oturmuş hala
katalizör bekliyorum. He he, beklenen hep geldi çünkü. Yok kardeşim, kimyamı
değiştirmezsem saplanıp kalacağım bir çukurda.
"Artı-
eksi kutuplayalım şunları." dedim, sağa bildiklerimi, sola bilmediklerimi
çektim.Yolda yürürken de sağı seçiyorum hep. İyileri de sağa atıyorum,
sünnetten gelen bir alışkanlıktır inşaallah. Önüme serilenlerin soldaki ağırlığı
suratımda yine o ümitsizlik belirtilerini oluşturdu. Olmadık yerde İbrahim
Tenekeci ile İbrahim Paşalı'nın biten dostluğu geldi aklıma. Ne saçma, nedenini
bilmiyorum, fakat biten her dostluk saçma. Paşalı adaşına dargın, yazmayı
kesmiş, ben burada ne zırvalıyorum? Kimya yahu bu, kolay değişmiyor, bir
tepkimenin sonucunu görmek yıllar alabiliyor, bknz: kömür-elmas. Tamam,
bıraktım ümitsizliği, tamam. İlk olarak solu hafifleterek başlayacağım.
Bildiklerimize bilmediklerimizi ekleyelim. Arada hedef kontrolü yapmamız gerek,
en azından "Üniversite yıllarımızda ne çalışmalar yaptık be!" diyen
teyze, amcalara dönüşmek niyetinde değilse(m)k.
Kömürden,
elmasa dönüşen çocuklar olma duasıyla...
*Tekvir - 26
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder