Saatlerce
konuşmak istediğim saatlerin içerisindeyim. Kimse yok, etraf sessiz, tamam ben
de susarak konuşurum yine. Yeni huyum bu, susarak insanların beni anlamasını
beklemek. Zor bir şey istiyorum, biliyorum. Açıkçası beklentimin
karşılanmayacağından da eminim, şu devirde kim kimin gözüne bakarak yüreğini
görebiliyor ki? Kaldı ki, görmemeleri daha hayırlı da olabilir.
Küçük
çaresizliklere mahkum ederim kendimi, yılın belli dönemlerinde. Bu yıl uslu
durdum gibi, aslında. Durdum ya hu , epey uslu durdum. Kendime çaresizlikler
üretmedim. E kader kısmet bu işler, bünye çaresizlik zincirinde boğulmaya
alışkın, yapay ya da doğal. Bu kez de doğal olan geldi çattı, kapıma dayandı.
Hani böyle bazen heyecanlanırız, karşımızda önemli biri vardır – bakın şunu da
bir açıklığa kavuşturayım: Sizin için önemli ne demek bilmiyorum,
fakat dünya ortalamasına göre “önemli” insanlardan bahsetmiyorum. Gerçekten
önemli insanlardan bahsediyorum.- ellerimizi nereye koyacağımızı bilemeyiz ya.
Hah, işte ne eksik ne fazla. Ellerimi klavyeye yerleştirdim. Gözlerim uzaklara
dalıyor, çaresizliğin pençesindeyim bir kuş gibi, “Hadi yiyeceksen ye beni,
kedicik!” diyorum, yok! Yemiyor hayvan herif! Oynuyor benimle; korkumu,
çırpınışımı, izliyor, kaçacakken diğer patisini indiriyor kafama. Oyalan
bakalım, köpek de gelecek, ben beklerim.
Hırçınlığım
zirvede tabiiiiii. Zaten insanlarda bir profil oluşturmuşum. Sinirli, hırçın,
yakıp yıkan, fevri. Zahmet edip bir kişi içimi görmeye çalışmıyor, annem dahil.
Bir kişi ya hu, çok mu şey istedim ben? Sevdiklerimi ellerimden alıyorlar.
Yılın belli dönemlerinde, sevdiklerimi kaybediyorum. Onlar hakkında kötü bir kelime duymaya tahammül edemiyorum, hatta imayı bile kaldıramıyorum. İsyan değil bu, Allah’tan
gelene amenna, imtihan dönemi o da kabul. Sadece haksızlığa karşı alerjim var
benim, bayağı alerji, kaşıntı falan yapıyor, cidden bak. Hani diyor ya bir
şarkıda “Tanrım zalim kullarını sen affetsen ben affetmem.” diye – bu isyan mı
ya?- kul hakkı neticede. Alacağım var yani – inşallah vereceğim de bu kadar çok
değildir-. Yazımızı kışa çevirdiler. Fakat bu farklı bir şeymiş. Size de
anlatamıyorum işte, yani dedim ya gözlerime bakıp sözlerimi anlayacak adam
lazım.
Günlerdir –bir
hafta olmuş mudur? Oldu oldu.- düzeltiyorum, bir haftadır, bitmeyen- bitemeyen,
Allah’ım artık ne olur bitsin- okulumun zımbırtı projelerini yapacağım diye
aşırı hareketsizlikten bacaklarımı ağrılar girdi. Ekrana bakınca default olarak
gözlük beliriyor – bak default falan da dedim, çok mühendis hareketleri bunlar
beee, yürürsün sen buradan kızım devam- Gözlüklerim zibilyon yerinden çizilmiş,
takmasam her şeyi daha net göreceğim. Gözlük alacaktım, gırtlağa kadar borca
battığımızı öğrendim, dolar olmuş 3.42. Ya sen dolarsın kendine gel, uçmana
lüzum yok. Hayır finansın x’inden anlamam bak, o derece, hayatımda doların yükselişini de dert edeceğim
hiç aklıma gelmedi. Gerçi 3 nanosaniye falan dert ediyorum, şimdi ekonomik
şeylere zamanımı heba edemem ben. He ben böyle söyleniyorum ya hani, yok yani elhamdülillah.
Neler duydum, gördüm ben şu hafta içerisinde. Karşılaştırma yapmaktan pek
hoşlanmasam da yine iyi durumdayım yani.
He ben,
buraya daha çok yazarım. İki kelam edeceğimiz insan kalmadı. Ulan be,
ciğerimi söktünüz. Sağ ciğerimi bir parçaya sol ciğerimi bir parçaya attınız. Biri
sorsa bari, derdin ne diye, vallahi ölüyorum he. Parça parça gidiyorum ben. Fakat bir canımız kaldı, Mario değiliz abi! Siz ne olduğunu soracak birini bulamayacaksınız, siz de meraktan ölmeyin sonra...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder