30 Kasım 2016 Çarşamba

Sırt Çantası

Koşarak merdivenleri iniyordu. Hayat ne tuhaf! Dün geceden beri tamamlayamadığı hikayenin sancısını çekiyordu, belki de öğlen 4 olmasına rağmen ağzına tek lokma atmamış olmanın getirdiği bir sancıydı bu. Hikayeleri de hayatına benzemişti git gide, yarım yamalak, silik. Nefes almak için duraksadı. Aslında almak istediği nefes falan değildi, sadece o saçmasapan derse yetişmek için koştuğuna inanamıyordu. 5016’mıydı? Kuş uçmaz, kervan geçmez, telefon çekmez, internet yetmez, lanet sınıf! Kapıya en yakın yere oturup gelen geçeni izliyordu. Yoklama zorunluluğu elini kolunu bağlamıştı yoksa çekilecek ders(t) değil. Hoca bilmem kaçıncı kez sınıfa hakaret ediyordu. Sınıfın dışındaki hayat ne kadar eğlenceli! Sanki insanları işkence olsun diye buraya tıkamışlar. Kefaretini ödeyip çıkmak istiyordu sadece, verin şu yoklama kağıdını işte! Yıllar geçecekti ve o sınıfı bile özleyecekti. Bilemiyordu böyle olacağını. Bilemez, kimse sonunun ne olacağını, bilemez. Bir sonu olup olmayacağını bile bilemez. Mevsimler geçiyor, yıllar... Bir gece, birden bire o sınıfı hatırlıyordu. Kendini anlatmak için 1.tekile yaklaşamıyor. Onu kendinden dahi uzaklaştıran ne vardı? Kendine en uzak noktadan bakıyordu. Uzaktan güzeldi. Uzaktan sahiden güzeldi. Belli ki kendini bu kadar iyi tanıması onu çok rahatsız ettiği için uzaklık cezbediyordu. İçinden tek geçen şey; boş bir sırt çantası alıp 5016’da bıraktığı her şeyi toplamaktı. Öğlen 4’e bıraktığı kahvaltısını, merdivenlerin sonunda verip de alamadığı nefesini, hocasının ders notlarını, yarım bıraktığı hikayesini...

Bir sırt çantasına bir ömür sığar mı? 
Bu bir sırt çantası problemidir ve bilenler bilir en değerli olan şeyden en çok almak gerekir, fakat bu problemde en değerli şey yükte en ağır olan. Birim fiyattan, kaybettik. Çanta kapasitesi aşıldı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder